Torimodosu

https://www.instagram.com/p/CFr5D5cgxar/?utm_source=ig_web_copy_link

Günün hangi saatinde ve nerede bu yazıyı okumaya başladıysan merhaba, nasılsın? Biraz düşünürsen bu soruyu çok sevinirim çünkü kendine sormamış olabilirsin. Biraz gökyüzüne bak, ağaçlara ya da denize sonra derin bir nefes al ve nasılım diye sor kendine?

Nasılım diye kendime sormadığım gün sayısı bir aya ulaşmak üzere. Hayatlarımızın belirsizliğin hat safhasına ulaştığı 2020’de çok yorulduk hepimiz, çok kaybettik, çok ağladık, çok cesaretsiz hissettik belki. Benim için bunların en ağırını yaşarken yazıyorum bu yazıyı. Kendi halinde çekirdek bir aile olarak koronavirüse karşı tedbirli bir şekilde yaşamımızı sürdürüyorduk. Sonra bir akşam babamın ateşi yükselmeye ve kırgınlık hissetmeye başladı. Erken davranıp teste gidince o malum “pozitif” ifadesi hayatımızı bir anda negatif duygularla kapladı. Daha önce baş etmeyi bilmediğim bir olaydı ve o an ne yapacağımı bilemediğim için dondum, sadece iki gün boyunca durmadan evi çamaşır suyu ile sildiğimi biliyorum şimdi. Bu benim başetme mekanizmalarımı aşan durum karşısında duygumla kalmak yerine kaçınmak için gösterdiğim ilk davranışımdı. Kaçınma ile travmatik andan kurtulabileceğimi ya da o an olanları hemen iyileştirebileceğimi düşünüyordum. Babamın böyle bir süreçte olacağı fikrini sindirmeye çalışırken ardından annemin de test sonucunun “pozitif” olduğunu gördüğümde hiçbir tepki vermeden kalkıp ikisine de kahvaltı hazırladım çünkü artık bakımveren konumundaydım. Kötü haberin tez yayılması, haberi duyan ablamların ağlamaları, şaşkınlık, maske, eldiven, ayrı odalar ve bolca çamaşır suyu. Durumu öğrenen akrabalarım aramaya başladı teker teker ve “İçinin yükü biraz ağır oldu” dedi amcam telefonda. Bu cümleyi duyana kadar hiçbir tepki verememiştim o an öğrendiklerime.

lenamacka.com

Evin içinde durmadan bir şeyler yaparak duygumdan kaçmaya çalışırken birinin nasıl olduğuma dair bir cümle kurması bana kendimi derin bir uykudan yüksek sesli bir alarmla uyanıyor gibi hissettirdi. Çözüldüm o an sanki, biraz bedenim uyuştu, bacaklarımı ısrarlı şekilde salladığımı fark ettim ve o an durdum. Fark ettim ki bu benim bastırmaya çalıştığım duygularıma bedenimin verdiği stres tepkileriydi. Travma kelimesini az çok duyduysanız bu konuyu çalışan insanların bu tepkiler için söylediği klişe bir cümle vardır; “anormal duruma verilen normal tepkiler” Ben de tam olarak anormal bir duruma normal tepkiler veriyordum aslında çünkü bu benim için travmatik bir yaşantıydı. Yoğun stresle birlikte bunların yüke dönüştüğünün ve beni de bundan korumak için bu yükün başka mekanizmalara saldırdığını biliyordum. Buna örnek olarak hafızamı verebilirim, hatırlamada güçlük çekmeye başladım bu süreçte. Mesela buzluğa koyduğum böreği unutup anneme “börekler bitti” dedim ve buzluğu açana kadar da öyle kabul ettim bu durumu. Sonraki günler her sabah uyandığımda eklem ağrıları bana eşlik eder oldu ve bunun da stresten olduğunu biliyordum. Bedenimin verdiği tepkilerin yanında aslında ben de duygusal olarak bazı tepkiler vermiştim. Bunu şu an sürecimizin 12. gününde fark ediyorum. Travma çalışırken çok andığımız ve sık sık da modelini kullandığımız bir isim vardır; Kubler- Ross.

Genellikle yas için ortaya koyduğu modelini aslında ebeveynlerimin pozitif test sonuçlarını öğrendiğim andan şu ana kadar deneyimlediğimi fark edince insanı genelleyemeyiz ama bazı şeyler de aşikar derken buldum kendimi. Bu modeli deneyimlerimle size anlatacak olursam ilk aşama şok ve reddetmedir. Ben de ebeveynlerimin covid olduklarını reddetmekle başladım ve bunu öğrendikten sonra bir daha test yaptıralım bir yanlışlık var dedim. Bu aşamadan sonra kendimi öfkelenmede buldum. Öfkelenirken başka insanların yüzünden bunun gerçekleştiği, çevrenin dikkatsiz olduğu, çevrenin gerekli tedbirlere uymaması yüzünden ebeveynleriminin o kadar dikkat etmesine rağmen hasta olduklarına söyleniyordum sürekli. Bu kadar dikkatli olunurken bunun başımıza gelmesine sakınan göze çöp batar sözü gerçek galiba diyordum. Ardından kendi kendime pazarlık yapmaya başladım. Bu da aslında yaşadığım duruma gösterdiğim, iyi tavırla olası kötü bir şeyi geciktirme çabamdı. “Onlar iyi olursa, olunca çocuk sevindireceğim” diyordum (hala geçerli bu pazarlık sözüm bu arada). Sonra bu pazarlığın bana iyi geldiğini yeni yeni anlıyorum. Bu pazarlığın ardından ebeveynlerimin ilaç kullanmasına rağmen covid semptomlarının ağırlaşmasıyla beraber kendimi çökkün ve umutsuz hissetmeye başladım. Ancak bir sabah televizyondan yüksek seste şarkı açıp onlara kahvaltı hazırlarken buldum kendimi çünkü aslında artık kabullenmeyi yaşıyordum. Bu sadece benim başıma gelen bir şey değildi, yalnız değildim. Olan durumu ortadan kaldırma gibi bir imkanım yoktu, hala yok. Kabullenme ile bu durumu hayatıma dahil ettim ve yeni rutinler oluşturdum. Günlük rutinimizde babamla her gün içtiğimiz türk kahvesi rutinini şimdi uzaktan uzağa yapmaya çalışıyorum. Annemle balkon oturmalarımızı o balkondayken ben kapının eşiğindeyken yapıyorum. Bu durum hem onlara hem bana iyi geliyor çünkü ilişki kurmak iyileştirir.  Evet, twitterda gördüğünüz mesafeli bir şekilde durup kapıdan yapılan sohbetler gerçek. İlk günlerde bakımveren olarak kendime kahvaltı dahi hazırlamanın benim için önemli olmadığını düşünüp unuturken şimdi kendimin de buna ihtiyacı olduğunu bilip bu yazıyı yazıyorum mesela. Travmatik ya da bireyi zorlayan yaşantılar için sosyal desteğin hep önemli olduğunu vurgularız. Kabullenme aşamasına gelip bu durumu hayatıma entegre etmemde belki de sayısız defa mesaj atıp, arayarak “yalnız değilsin ve ben buradayım” diyen insanların etkisi oldu. Hem hasta hem de bakımveren için fizyolojik durumun haricinde psikolojik olarak da zorlayıcı olan bu süreçte durumun üstesinden gelebilecek gücün hep bizde olduğunu sadece hatırlamaya ihtiyaç duyuyoruz. Her ne yaşarsak yaşayalım galiba bunu sadece bizim yaşamadığımızı ve yalnız olmadığımızı bilmek bize güç veriyor. Her yaşantının bizim için bir deneyim olduğunu kabul edip, bu deneyimin bize vermek istediği mesaja kapılarımızı açmalıyız. Benim bu deneyimden aldığım mesajı artık şöyle davranışa dökeceğim galiba; herkese iyi günler demek yerine sağlıklı günler demek.

Yazı dipnotu: Zor zamanlarda kara bir bulutun altında gibi hissettiğini biliyorum, biraz balkona çıkıp gökyüzüne bakarsan geçeceğine inanırsın çünkü mevsimler değişir, deniz durulur.

Yazı şarkısı: Mohsen Namjoo – Nobahari

Kaynakça: Ekmekçi, U. (2020). Kübler-Ross Değişim Modeli Eğrisi, Korona Krizi Vakasına Uyarlanması.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gönüllü Travma Ekibimiz Hakkında

“Travma bir güçsüzlük acısı, bir çaresizlik halidir.” diyor Judith Herman. Travma, ne kadar çok duyguyu, düşünceyi ve yaşanmışlığı içinde barındırıyor. Peki, nedir bu travma? Travma bizi nasıl etkiler? Travma ile nasıl başa çıkarız? Travma ile baş etmek için nasıl güçleniriz?