MÜSAADENİZ VAR MI ?

Görsel: Jin Xingye

“Doğup büyüdüğüm evin bahçesindeyim, köşede bir yerde oturuyorum. Kendimce saklanıyor, düşünüyorum. Mevsimlerin değişmesini, saçlarımın uzamasını, dedemin yaşlanmasını… Tam o sırada dedemin bana doğru yaklaştığını görüyorum. Sesleniyorum ama duymuyor. Evet “duymuyor”. Gözlerimden yaşlar boşalmaya başlıyor. Dedemin yaşlanmaya başladığı gerçeğini kabul edemiyorum. Çünkü biz hala eskisi gibi delice dans edebiliyor, kafamıza eseni yapabiliyorduk.”

Az önce anlattığım kısa “an” aslında hayatımızın birçok noktasına değecek nitelikler barındırıyor. Değişmek, sevmek, korkmak, endişelenmek, kabul zorluğu…

Bu anı yaşadığım sene yakın arkadaşlarımdan birisi dedesini kaybetti. Benim dedemle ilişkime benzer ilişkileri vardı.  Haberi ilk aldığımda göğsüme bir ağırlık çöktü ve onun acısını yüreğimde hissettim.

Taziye ziyareti için bir grup arkadaş toplandık ve aralarından eminim ki iyi niyetle söylenmiş ama bana hiç öyle yansımamış bir cümle kuruldu.

“Sakın ağlama ve onu daha kötü etkileme olur mu?”

Tüm yol boyunca cümleyi ve anlamını kavramaya çalıştım. Nasıl ağlamam? Nasıl duygumu tutabilirim ki? Bu olması gereken mi? Ya da olması gereken ne demek? Oraya vardığımızda bana sımsıkı sarılan ve kaybı için ağlayan bir arkadaşıma elbette ki ağlayarak eşlik edecektim ve öyle de yaptım.

 İnsanlar sadece güldüklerinde, heyecanlandıklarında mı eşlik etmek gerekir? Hayır, elbette hayır.

Soru dolu zihnimle oradan ayrıldım ve kendi kendime sesli bir şekilde belki de bu kayıp acısını yaşamamak için bu kadar sevmemek, bağlanmamak gerekiyor dedim. Bunu duyan en yakın arkadaşım bana tokat niteliğinde bir cevap verdi. “Bir gün kaybedecek olma ihtimalimiz ve üzüleceğimiz için sevmemek bencilce olmaz mı?”

Sonra gülümsedim; ama buruk, ama içten.

Zihnimde dolaşan sorular yetmiyormuş gibi üstüne bir de bu yüklenmişti. Eve vardığımda kafam davul gibi göğsüm ha çatladı ha çatlayacak hassaslıktaydı. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölür denkleminde birçok alt başlık vardı aslında. Yaşama kısmı; değişimleri, acıları, kayıpları, hüzünleri, mutlulukları ve sevmeyi de içeriyordu. Sevdiklerinle geçirebileceğin tüm değerli anları da. Zaman geçtikçe ve değiştikçe duyguların evrilebileceğini, eşlik etmenin önemini ve tüm bunları açıkça yaşamayı da.

Duygu dünyamı yeniden toparlıyor ve dosdoğru soruyorum;

Müsaadeniz var mı tüm duyguları açıkça yaşamamıza? Müsaadeniz var mı korkularımızı göstermemize? Müsaadeniz var mı bir gün kaybetmeyecek gibi korkusuzca sevmemize? Müsaadeniz var mı ağlamamıza? Müsaadeniz var mı yaşamamıza?

Çünkü gerçekten yaşanmayı bekleyen geçmişten bağımsız yeni “an”lar var.

Yazar: Merve Demir

Sonraki Gönderi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gönüllü Travma Ekibimiz Hakkında

“Travma bir güçsüzlük acısı, bir çaresizlik halidir.” diyor Judith Herman. Travma, ne kadar çok duyguyu, düşünceyi ve yaşanmışlığı içinde barındırıyor. Peki, nedir bu travma? Travma bizi nasıl etkiler? Travma ile nasıl başa çıkarız? Travma ile baş etmek için nasıl güçleniriz?