Kuru Kalabalıklardan Bir Başınalığa

“İnsan sevgisi zaman zaman yalnızlığımızın boyutlarını aştı, zaman zaman da insanlar yalnızlığımızı bir başınalığımızdan daha derin, daha dayanılmaz boyutlara iteledi.”  diye yazıyor Tezer Özlü Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabında. Yaşamımız, yalnızlık ve kalabalıklar içerisinde akıp gidiyor. Biz bazen kalabalığı istiyor bazen yalnızlıkla mücadele ediyor bazen ise tek başınalığın keyfini sürüyoruz. Bir arada kalmak ve o birliktelikten kopmanın sınırlarında dolanıyoruz çoğu zaman. Peki yalnızlığın bizim için yıkıcı boyutları var mı? Ya da sosyalliğin iyileştirici gücü? Ayrılıklar ne hissettiriyor bize yalnız kalmanın sonucunda? Yorulmuş ve çaresiz kalmışken hayatın gidişatında, uzanan bir el kaldırabilir güçte mi acaba bizi? Satırlarca yalnızlığın tanımını yapmak , etkilerini tartışmak isterim. Fakat yalnızlık kaçınılmaz bir son gibi hayatımızda. Ve birliktelik de öyle. Her zaman başımız yastıkta, otobüste telefonda ya da kalabalık bir masada kimsesiz ve anlaşılmaz hissederiz. Kelimelerimizi ve bakışlarımızı ulaştıracak kimsemiz yoktur veyahut ulaştırsak da iletilmiyor olabilir. Tek olmak, dünya üzerinde bir başına kaldığını hissetmek ve bir cümleyi paylaşmaktan kendini alıkoymak… Çok ağır hislere sebebiyet vermekte, kimi zaman da duygudurumunda olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

https://pin.it/4WIy3uA

Şimdi gelin tanımlanması her ne kadar zor olsa da yalnızlık kavramına içten bakalım. İnsanlar için etkisini inceleyelim. İnsanlar var olduğu zamandan beri yani insan kavramının oluştuğu çağdan beri insan olmanın gereksinimlerinden ve kaçınılmazlığından ileri gelen bağlanma ve ait olma ihtiyacına sahiptir. Toplum içinde bir gruba ait olmayı istediğindedir ve dış dünya  ile sosyal, duygusal bağ içinde bulunur. Bu durumların gerçekleşememesi yalnızlık olarak adlandırılır. İnsan; davranışlarında da bu yalnızlık duygusundan kaçınma amacıyla güdülenir. Yalnızlığın ve etkilerinin her yaşta ortaya çıktığını fakat özellikle ergenlikte daha belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Akran zorbalığının ve zayıf akran ilişkilerinin sıkça görüldüğü ergenlik çağında yalnızlık algısı yüksek bireylerin, yaşamları açısından gerekli becerileri edinmesinde de güçlük yaşadığını bilinmektedir. Yalnızlığın intihar için güçlü bir yordayıcı olduğu ve Percy’in araştırmasında da “intihar eden ergenler” grubunda yalnızlar altsınıfının olması bu bilgiyi doğrulamaktadır.

Kişilik bozukluklarında ve psikolojik ruhsal bunalımın en güçlü yordayıcısı olarak yalnızlık duygusunun etkilerini söylemek mümkündür. Öyle ki çeşitli çalışmalar yalnız bireylerin daha  kötümser oldukları sonucunu ortaya koymuştur.

Aynı zamanda yalnızlığın sosyal destekle olan ters yöndeki korelasyonu göze çarpmakta. Bireyin hissettiği ve algıladığı sosyal destek onun için sıkıntılarla ve negatif yüklü hislerle baş etmesi için kolaylaştırıcı roldedir. Ve yalnızlıkla baş etmeye çalışan birey ise sosyal destekten ister istemez uzak kalacaktır. Mohan ve Yarcheski’in 1992 tarihli çalışmasında algılanan sosyal desteğin artması halinde yalnızlık duygu durumunun azaldığını söyleyebiliriz. Ve sosyal desteğin yanında türlü olumlu sonuçlar da yalnızlığın sonuçlarını elimine etmiş olmaktadır. Özellikle yalnızlıkla ortaya çıkan psikolojik sorunlar ve akademik başarısızlıklar sosyal destek etkisi ile en az düzeye indirilebilir. Fakat en fenası da belki travma sonrasında sosyal destek arayışında olan bireyin yalnızlıkla verdiği mücadeledir.

Yalnızlığın fazlasıyla olumsuz sonuçları açıklayıp tüm iyilik halinin sosyal destek ve birliktelik olduğuna vurgu yapmış olabilirim. Fakat bilinçli seçim olan bir yalnızlık da vardır. Kişinin her zaman sosyal ortamlarda bulunmasının ona iyi hissettirmeyeceği gerçeğini yadsıyamayız. Sosyal destek, bir gruba ait olmak, sosyal olmak hayatımızda kolaylaştırıcı bir noktada yer alır. Fakat mutsuz bir sosyal hayat, yalnızca insanlarla birlikte olmanın vereceği haz bazen yalnızlıktan daha da acı verici ve insanı mecburi koşullara maruz bırakabilir. Unutmamalıyız ki, yalnızlık da sosyal destek de psikolojimiz, bedenimiz ve yaşamımız için gerekli olabilir. Kimi zaman yalnızlık bir seçim olabilir, kimi zaman insanlarla bir arada olmak. Bazen yalnızlıkla mücadele ederiz bazen tek kalmak istediğimiz bir kıyı köşe ararız. Yalnızca yapmamız gereken insanların ihtiyaçlarını gözeterek “yalnız” etiketi ile adlandırmamak. Yalnızlık ister bir seçim ister mecburiyet olsun kimsenin kaçamayacağı bir durumdur.

https://pin.it/3gY7jmZ

Ve son olarak Sabahattin Ali’nin o anlam arayan satırları ile kafanızda oluşacak “yalnızlık gerçek mi yoksa zihinde mi?” sorusunu size bırakarak sonlandırıyorum bu yazımı. “Dünyada yalnızlık kadar feci şey var mıdır? Tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu…”

Yazar: Miray Özden Kıran

Kaynakça:

Avcı, Ö. H. ve Yıldırım. İ. (2014). Ergenlerde Şiddet Eğilimi, Yalnızlık ve Sosyal Destek. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 29(1), 157-168. 

Çeçen, A.R. (2008). Öğrencilerin Cinsiyetlerine ve Anababa Tutum Algılarına Göre Yalnızlık ve Sosyal Destek Düzeylerinin İncelenmesi. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 6(3), 415-431.Eskin, M. (2001). Ergenlikte Yalnızlık, Başetme Yöntemleri ve Yalnızlığın İntihar Davranışıyla ile İlişkisi. Klinik Psikiyatri, 4, 5-11.

Önceki Gönderi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gönüllü Travma Ekibimiz Hakkında

“Travma bir güçsüzlük acısı, bir çaresizlik halidir.” diyor Judith Herman. Travma, ne kadar çok duyguyu, düşünceyi ve yaşanmışlığı içinde barındırıyor. Peki, nedir bu travma? Travma bizi nasıl etkiler? Travma ile nasıl başa çıkarız? Travma ile baş etmek için nasıl güçleniriz?