Kayıplar Üzerine

Kendime ulaşamıyorum. Kendi kendime ve sessizliğin içinde, yatakta uzanırken, uyumak isterken, uyuyamazken fakat ayağa da kalkamazken, kendime ulaşamıyorum. Ne uykunun huzurlu boşluğuna bırakabiliyorum kendimi ne yapmam gerekenler uğruna ayağa kaldırabiliyorum. Kafamdan ne geçiyor takip edemiyorum. Bir şeylerin beni huzursuz, rahatsız, ümitsiz ettiği açık. Tavanı izliyorum sık sık. O zaman fark ediyorum ki, ben sinsice bir yasın içindeyim. Kendi kaybımın kendim bile farkında değilim. Neyi kaybettim?

Milan Markovic


Ben algılamasam da, etkilenmedim sansam da, hayatın akışına kaptırmış koştursam da, zihnim ve duygularım gizlice yas tutuyorlar. Bana söylemeden beni uzaklara daldırıyor, ancak birkaç seslenişten sonra çıkarıyorlar. En sevdiklerimin arasında anın mutluluğuna bırakmıyor, ellerimi yumruk yapmış sıktığımı fark ettiriyorlar. Belediye otobüsünde camdan bakarken gözlerimi dolduruyor, maskenin içine içine ince yaşlar süzdürüyorlar. Ne kendimle bırakıyorlar en yalnız olmak istediğim anda, ne başkalarının muhabbetine dahil ediyorlar en yalnız hissettiğim anda. Ben ne yaşıyorum?


Düşüncelerimi toparlayarak iki cümle kuramıyorum, sorumluluklarım birikiyor yüzlerine bakamıyorum. Uykularım kaçmak üzerine, acele acele uyunuyor, sembolik ve rahatsız edici rüyalarla bölünüyor. Anlatmaya güç bulmak, uzun uzun konuşmak, anlaşılmak için hevesim yok. İyiyim, siz nasılsınız?


Ağzımı açsam canhıraş bağıracağım, acı acı uluyacağım, çığlık atacağım. Bu yüzden sımsıkı kapalı dudaklarım insan içinde. Bir iki cümleyle geçiştiriyorum annemi. Sinirleniyorum sebepsiz, ağlıyorum sebepsiz, anlamsız geliyor sebepsiz; mi acaba? Sebepsiz mi gerçekten?


Bağ kurduklarımız, kendimizi özdeşleştirdiklerimiz, tanıdık gelenler, tanımadıklarımız, güvenli ortamlarımız, sahiplendiklerimiz, güvenli insanlarımız, sokakta yanından geçtiklerimiz, akşam haberde izlediklerimiz… Hepsi bir bağlam içinde. Hepsi dünyayı anlamlandırma çabamıza dahil. Hepsi hem bizden içeri, kafamızın içinde, hem bizden dışarı, var oluşun içinde. Rutinlerimiz var. Bunlara dayanarak yaptığımız çıkarımlar var. Hayatta bunlar olur, bunlar da olmaz. Bunlar başıma gelir, bunlar benim başıma gelmez. O asla bana bunu yapmaz.


Peki olmaz denilenler olunca, beklenmedik şeyler gelip bizi bulunca ne olur? Kayıplar oluşur. Anlam kaybı. His kaybı. Enerji kaybı. Sevilenin kaybı. Eskinin kaybı. Güvenin kaybı. Düzenin kaybı. Geleceğin kaybı. Kayıplarınızı bulamadıkça, tamamlayamadıkça da kimliğinizin kaybı.


Kendime ulaşamıyorum, çünkü kendimi kaybetmişim. Kayıplarım ben olmuş. Ben de kayba dönmüşüm. Kendimi, kaybım ile özdeşleştirmişim, o kaybettiğim şey ise, hayatıma yayılmış.

Milan Markovic


Son altı aya bakınca, ne çok şey kaybetmişim. Eski düzenimi, kapanan okulumu, göremediğim arkadaşlarımla yüz yüze olabilmeyi, çok sevdiğim hocalarımla ders işleyebilmeyi, okulumun anlamsal bağlamını, gelecek tasavvurumu…

Son altı aya bakınca, ne çok şey kaybetmişiz, beklenmedik şekilde giden yakınlarımız; adını daha önce hiç duymadığımız bir hastalık gelmiş yerlerine. Gülistan’ı kaybetmişiz, Pınar’ı, Esma’yı, Ayşe’yi; adını duyduklarımızı, duyamadıklarımızı, bilemediklerimizi…


Her kaybın yeri dolmaz, bu bir gerçektir. Fakat kendimizi bulmak, kayıplara rağmen yapılan bir eylemdir. Güçsüz hissedebiliriz, isteksiz, sorunlu, sıkıntılı, huzursuz, sinirli… Fakat kırıldığımız yerden yeşereceğiz. İnadına. Kayıplarımızı haykıracağız, kayıplarımızı dillendireceğiz. Kendimizi bulmak, her kaybın getirdiği farkındalık ile mümkündür. Kendimizi bulmak, her kaybın arkasında bıraktığı anlamsızlık hislerinin; yerini anlamlı bir mücadeleye vermesi ile mümkündür. Acelemiz yok, kendimizi bulacağız. İyileşeceğiz, iyi şeylerin olması için. Kayıplarımızın içinde biz de varız, kendimizi onlara katmışız ki yoklukları acı veriyor. Bunun yerine de kayıplarımızın bize katılması ve bizim içimizde var olmaları geliyor. Ve yaşıyoruz. Ve yaşayacağız ve onları da içimizde yaşatacağız. Mücadele veriyoruz yaşarken, gülerken, kendimizi severken, kendimize bakarken, yemek yerken mücadele veriyoruz. Kendimizi yaşatma mücadelesi… Kayıplara rağmen ve kayıplarla birlikte, bu yaşama mücadelesinin içindeyiz. Güçsüz hissettiğimiz anlarda bile, güçlü olmak zorunda değiliz ama güçlüyüz. Biz güçlüyüz.

Yazar: Berru Doğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gönüllü Travma Ekibimiz Hakkında

“Travma bir güçsüzlük acısı, bir çaresizlik halidir.” diyor Judith Herman. Travma, ne kadar çok duyguyu, düşünceyi ve yaşanmışlığı içinde barındırıyor. Peki, nedir bu travma? Travma bizi nasıl etkiler? Travma ile nasıl başa çıkarız? Travma ile baş etmek için nasıl güçleniriz?