Geçmiş Objektif Değildir: Hikayen Senin Sorumluluğundadır

Çünkü bazen geçmiş ikinci bir şansı hak eder.

Malcolm Gladwell

Gerçekleşen veya var olan her şeyin önceki koşullardan veya olaylardan kaynaklandığı fikri “nedensel determinizm” olarak bilinir. Bu görüşe göre insanların kim oldukları, ne olacakları devrilen bir zincirdeki domino gibi önceki olaylara bağlıdır. Bu bakış açısı popülerdir ve kötü davranışların, iyi anlamda ilerlemeyi mümkün kılmadığını düşünmeye sebep olabilir ancak aslında gerçek, bunun tam tersidir. Geçmişiniz, sizin kim olduğunuza “neden olan” bir şey değildir. Aslında şu anda kim olduğunuz ve dünyayı nasıl gördüğünüz geçmişin anlamını ortaya koyar. Bunu toplumsal düzeyde de görebiliriz. Son zamanlardaki ırkçılık ve yaygın farkındalık içeren olaylarla birlikte geçmiş hakkındaki görüşlerimiz değişmeye başladı. Bir zamanlar iyi olduğunu düşündüğümüz şeyler artık tolere edilemeyebilir. Bu noktada tarihi olay ve olgular yeni veriler, deneyimler ve yeni perspektifler ışığında sürekli değişir. Bireysel olarak, hafızamız da aynı şekilde çalışır. Şu anda hayatta bulunduğumuz noktayı geçmişteki olaylardan ziyade geçmişi nasıl anlamlandırdığımız şekillendirir. Psikolog Brent Slife’ın Time and Psychological Explanation’nda belirttiği gibi:

Hafızamızı zihinsel sınırlarımızın şu andaki ışığında yeniden yorumluyoruz ya da yeniden yapılandırıyoruz. Anılarımız “depolanmış” ve “nesnel” varlıklar değil, günümüzde kendimizin yaşayan parçalarıdır. Bugünkü ruh hallerimizin ve gelecekteki hedeflerimizin anılarımızdan etkilemesinin nedeni budur.

Hayatımızın hikayeleri, sabit anlatılar olmaktan çok sürekli gözden geçirilir.

Gordon Livingston, MD

Araştırmacı Dr. Dan McAdams tarafından geliştirilen “anlatı kimliği” (narrative identity) teorisine göre hepimiz hayat deneyimlerimizi içselleştirilmiş gelişen bir hikayeye entegre ederek kimliğimizi oluştururuz. Hikaye, hayatlarımıza birlik ve amaç duygusu verir. “Hikayemiz” yeni deneyimler ve anlayışlar ışığında sürekli değişir. Geçmişimizi, şu an nerede olduğumuza göre yeniden yorumlarız. Kendimizi nasıl gördüğümüz ve açıkladığımız; kimliğimiz, hayatlarımız ve kendimiz hakkında anlattığımız hikayeye dayanmaktadır. İlginç bir şekilde insanların zamanla büyüdüğü ve değiştiği gerçeğine rağmen bize bağlı gibi görünen bazı deneyimler vardır. Bunlara travma diyebiliriz. Kendinizi nasıl gördüğünüzü şekillendiren herhangi bir olumsuz olay olan travmanın önemli bir yönü, bu tür “anılar”ın öykünüzün geri kalanıyla çoğu zaman birbirinden ayrılmasıdır. Başka bir deyişle, yeni deneyimleriniz olduğunda, bu yeni deneyimleri genellikle sürekli gelişen hafızanızın ve dünya görüşünüzün goblenine entegre edersiniz. Ancak travma gibi belirli deneyimlerle, yaşamınızdaki diğer deneyimleri hayatınızın geri kalanından ayırırsınız ve sonuç olarak, siz gelişseniz de bu anılar veya “hikayeler” gelişmez. Buna bağlı olarak kimliğinizin veya “hikayenizin” bazı yönleri bazen yıllarca değişmez. Başka bir deyişle, artık bugün bulunduğunuz kişiyi veya şu anda yaşadığınız hayatı yansıtmayan geçmiş deneyimlerle “tanımlanmaya” devam edersiniz.

Geçmişten veya günümüzden bir deneyimi düşündüğünüzde perspektifinizin objektif olmadığını fark etmek çok önemlidir. Perspektifiniz, genellikle bu deneyim sırasında nasıl hissettiğinize bağlı olarak deneyiminize verdiğiniz anlamdır. Kimliğiniz ve hikayeniz yaşamınıza ve deneyimlerinize verdiğiniz anlamlara dayanır. Duygusal olarak gelişmiş bir kişi olmak, büyük cesaret gerektiren geçmişle yüzleşmeniz anlamına gelir. Geçmişten kaçınmak yerine onu merak edersiniz. Duygusal olarak esnek olursunuz. Yeni fikirlere ve bakış açılarına açık olursunuz. Proaktif olarak kendi anlatınızı değiştirmeye çalışırsınız çünkü bunu yapmazsanız eğer gelecekte sınırlı kalacağınızı bilirsiniz. Geçmişinizin hikayesini değiştirebilirsiniz. Anlamları değiştirebilirsiniz. Belleğinizi değiştirebilirsiniz ve bunu yaptığınızda gelecekteki deneyimlerden daha fazla şey öğrenebilirsiniz. Geçmişiniz nesnel değildir. Hikayeniz ve geçmişe bakışınız sizin sorumluluğunuzdadır. Bununla ilgili  psikiyatrist Gordon Livingston şunları söyler:

Herbirimizin kendi tarihimizi nasıl yorumladığı konusunda benzer bir özgürlüğü var. Hikayemizde yaşayan karakterleri idealize etme ya da aşağılama gücümüz hep vardır. Her iki alternatifi de şu andaki ihtiyacımızın bir yansıması olarak görmemiz, deneyimlememiz ve geçmişimizi mutlu ya da üzgün renklendirebileceğimizi fark etmemiz gerekir.

Çeviri: Nazlıcan Ergün

KAYNAKÇA:

Hardy, B. (2020). The Past Isn’t Objective: Your “Story” Is Your Responsibility. https://www.psychologytoday.com/us/blog/quantum-leaps/202006/the-past-isnt-objective-your-story-is-your-responsibility

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gönüllü Travma Ekibimiz Hakkında

“Travma bir güçsüzlük acısı, bir çaresizlik halidir.” diyor Judith Herman. Travma, ne kadar çok duyguyu, düşünceyi ve yaşanmışlığı içinde barındırıyor. Peki, nedir bu travma? Travma bizi nasıl etkiler? Travma ile nasıl başa çıkarız? Travma ile baş etmek için nasıl güçleniriz?